in

~DÖNME DOLAP~

Yedi yaşına bastıktan iki gün sonra annesini hastahanede ziyaret etmek için yola çıkmışlardı babasıyla. Babası hızlı adımlarla yürürken küçük kızı sürekli çekiştiriyordu. Ayağını sıkan pabuçlarını babasının korkusundan söyleyememiş, canını acıtsada ses çıkaramıyordu. Kendini bildi bileli babasından bir güler yüz görmemiş, aksine ne zaman ağzını açacak olsa ya bir tokat yada bir azarla ağzının payını almıştı…Kız çocukları neden sevilmezki? diye düşünürdü hep o küçük aklıyla. Hatta bir defasında annesi köy pazarından bir oyuncak bebek almak isteyince,

-“Ben erkek bebek isterim-” “diye diretince annesi yavrusunun ızdırbını anlamış, pazarın orta yerinde hıçkırarak sarılmıltı kızına…

Belki ilk defa elini tutan babasından biraz ürkerek, işaret parmağıyla bir noktayı işaret etmişti o sabah Seher.Önünden geçtikleri sokağın orta yerine bir adam dönme dolap kurmuş evlerinden sevinç içinde çıkan çocuklar, sevinç çığlıklarıyla dönme dolaba biniyorlardı…

Farkında olmadan-“Baba bende ona binmek istiyorum. -” dediğinde birden ürkmüştü. Babası bşrşey istemesine her zaman kızar, hatta bu yüzden döverdi. Ya bir yokat ya da bir azar gelecek korkusuyla beklerken, babası alalede bir tavırla geçiştirmek için…

-“Bir gün luna parka götürürüm seni… Bineriz-” dediğinde, bir güneş doğmuştu Seher’in içine… Bir gün babasıyla birlikte bir defa gördüğü luna parka gitmenin hayali bile içini nasıl ısıtıvermişti o an… Sonra babasının sert sesiyle bölünmüştü hayalleri…

-“İki saat senin yürümeni bekleyeceğim kız. Yürü yoksa bacaklarını kırarım. Şu mutlu günde birde seninle uğraşıyorum zaten” – dediğinde, tek bir noktaya sabitlenmiş ti bakışları. Babasının kolundaki misket büyüklüğünde ki bene.Aynı ben kendisinde kolunda da vardı…Herzaman başında olan annesinin ona hediye ettiği, annesinede anneanesinden kalan tokayla oynadı o azarı unutmak istet gibi. Seher bunları düşünürken çoktan hastahaneye varmışlardı…

Hemşire babasının kucağına bir bebek verdiğinde ilk defa babasını, bu kadar sevgi dolu görmüştü Seher.

-“Benim aslan oğlum. Hanimiş babasının yakışıklısı? Samet’im… Benim cennet kokulum-” diye severken bebeği, Seher’in içi yangın yeriydi… En ufak hatada kendisini saatlerce kömürlüğe kilitleyen adam,ceza verip aç yatıran, sofrada yemeği üzerine dökse tüm gücüyle tokatlayan adam, şimdi kardeşi Samet’e nasiiılda hayran hayran bakıyordu…İçi gitmişti. O an koşup yatağında yatan sessizce annesine sarıldı…Birtrk o anlardı halindrn

Samet tamda babasının işten çıkarıldığı aylarda doğduğu için hastahane ücretini dahi komşularım yardımıyla ödemişler, birde sonraki aylarda ülkeyi kriz vurunca durumları hepten kötüleşmişti…

Celal bey artık daha fazla sinirliydi işsizliğin verdiği psikolojiyle.Seher ne hata yapsa bütün hıncını ondan çıkarıyor, dövüyor azarlıyor, saatlerce kömürlüğe kilitliyordu onu… Samet ise el bebek gül bebek büyüyordu evde. Zehra hanım kızına yemeğini dahi eşinin korkusuyla kaçak göçek götürüyordu kömürlüğe…

Bu çağda kız çocuğunu istemecek, hor görecek kadar nasıl cahil olabilirdi insan?Celal bey için varsa yolsa oğlu Sametti.Samet bir yaşına gelene kadar elde avuçta ne varsa hazırdan yemişler, ellerindeki tükendiğinde ise iş içinden çıkılmaz bir hal almıştı artık…Celal bey eskisindende daha fazla sinirliydi .İçip içip gelir, en ufak bir kabaktinde Seheri öyle çok döverdiki…

Seher ise küçücük dünyasında babasıyla bir gün gideceği lunaparkı hayal etmekten hiç vazgeçmiyordu…Soğuk bir kış günü evde yakacak odun yokken dahi bu hayal içini sıcacık ediverirdi Seher’in… Samet’i çok seviyordu ama, babasının yaptığı bu ayrım kardeşine karşı derin bir kıskançlığada sebep olmuştu…. Hatta bir defasında çocuk aklıyla ve kıskançlığım verdiği etkiyle kardeşini yataktan iyince öyle çok dayak yemiştiki babasından. Annesi zor almıştı kızını kucağına dayaktan kurtarmak için.

Ne kadar istesede Seher’i okula göndermedi Celal bey…

-“Dur hele garı… Zaten elde avuçta yok. Ne okulu? Hem ben kız çocuğunu okutmam.Evde sana yardım etsin. Zaten yediği içtiği bana zarar.Birde okula gönderemem-” dediğinde birkere daha hayalleri yıkıldı küçük Seher’in…

Mahalle çeşmesinden bidonlara su doldurup eve taşıyan annesine yardım ederken, gözleri mavi önlüklü çocuklarda kalırdı…Ne kadar istiyordu o güzel önlükleri giymeyi oysa…

Celal bey bir gün çok iyi giyimli bir karı kocayla geldi eve. Seher babasını hiç böyle garip görmemişti. İzzet iktamda kusur etmemeye çalışıyordu. Bakkaldan hiç yiyemedikleri lokumdan bile almıştı misafirlere ikram etmek için…Misafirler gittiğinde sebebini anlayamadığı bir fırtına kopmuştu evde. Babası ve annesi saatlerce kavga ettiler. Ve Zehra hanım sesi soluğu kesilinceye kadar dayak yemişti…

Sabah erkenden ise ağlaya ağlaya en güzel kıyafetlerini giydirdi kızına.Zaten komşunun hediye ettiği bayramlık tek bir elbisesi vardı Seher’in.Gerisi hep yamalı eski püskü elbiselerdi. Babası varsa yoksa oğlu Samet’e alırdı…

Bir gün önce gelen karı koca bir kez daha geldiler ertesi sabah. Ve Seher’i ellerinden tutup götürürlerken Zehra hanım’ın içinde fırtınalar kopsada eşinin korkusundan hiçbirşey diyemedi. Yüzündeki morluklar dayanılmaz acı versede yanaklarına bastırdı sonkez kızını… Duyulmaz çığlıklarıyla, evladına el sallarken, Seher evlatlık verildiğini bilmeden babasına bakıyor… Hala onu bir gün götüreceği lunaparkı düşünüyordu…

Zehra hanım eşinden habersiz ne kadar arasada kızını evlatlık alan aileyi bulamamıştı.Seher’in karşılığında alınan parayla güzel bir ev satın alınmış ve oraya taşınmışlardı… Celal bey oğlunu iyi şartlarda büyütebilmenin sevincini yaşarken birde işyeri açmıştı kendine. Artık işleri iyiydi ve çokta iyi kazanıyordu.Evlatlık verdiği kızının bir defa bile aklına gelmediği ne kadarda belliydi halinden… Oysa Zehra hanım cehennem azabıyla yanıp kavruluyordu hergün. Oğlu Sametle teselli bulmaya çalışırken, biran bile aklından çıkmıyordu Seher’i…

Ve Samet günden güne büyüyordu. Babasının ona gösterdiği özen daha küçük yaşta şımarmasına sebep olmuş, gençlik yıllarında ise bu özgüvenle iyice yoldan çıkmıştı. Liseden sonra sonra ise tam bir bela olmuştu anne babası için… Her gün karıştığı olaylar, ailesinin başına öyle dertler açıyorduki… Sonunda okuluda bırakmıştı Samet… Ve basından aldığı harçlıklar yetmeyince kendi evinden para bile çalmaya başlamıştı…Sonraki zamanda bunlarda yetmemiş, anne babasına eziyet etmeye başlamıştı daha çok para vermeleri için…

Evde değerli ne varsa alıp götürüp satıyordu Samet. Boylu poslu, güçlü olduğu için ise Celal bey oğluna karşı dahi koyamıyor, o hengamede çoğu zaman vücudunun çeşitli yerlerinden yaralanıyordu…İşleri çoktan bozulmuştu Celal beyin.Oğlunun çaldığı paralar ödemesi gerektiği birçok borcunun altında ezilmesine ve iflas etmesine sebep olmuştu…Celal bey bir arkadaşından rica minnet, yüklü miktarda borç aldığında, Samet en büyük darbesini vurmuştu ailesine… O gece babasının borç olarak aldığı tüm parayı çalmış ve evden kaçmıştı… Oldum olası ne annesini ne babasını zerrece düşünmeyen hayırsız bir evlat olmuştu zaten…O günden sonrada birdaha hiç dönmedi geri.

İki yaşlı insan evlerini satılığa çıkartıp borçlarını ödemek isteselerde ancak küçük bir bölümünü ödeyebilmişlerdi… Celal beyin emekli aylığı borçlara kesildiği için ise ne yiyecek yemekleri, ne barınabilecekleri kalacak yerleri vardı artık…

Üstüne üstük o duygu sarsıntılarında bir rahatsızlık geçirmişti Celal bey olanlara dayanamayarak….Ve vücudunun sağ tarafını kullanamayacak şekilde felç olmuştu. Ne yürüyebiliyor, nede doğru dürüst konuşabiliyordu artık… Komşuları ise biryere kadar yardım etmiş en sonunda sokakta kalmışlardı…

Birçok huzur evine başvursalarda onlara verecek bir emekli maaşları olmadığı için kabul görmediler… En sonunda fakir yaşlılara yardım eden bir huzur evi olduğunu duymuştu Zehra hanım.Eşini tekerlekli sandalyeye bindirip zar zor oraya gitmişti… Huzur evinin müdüresi gerçekten okadar cana yakın bir bayandıkı… İlk başlarda geri çevrilme korkusu yaşasada, huzur evine kabul edildiklerini duyunca buruk bir sevinç yaşamıştı Zehra hanım…

Ve o günden sonra o huzur evinde kalmaya başladılar. Müdüre hanım Celal bey için doktor dahi getirtmişti huzur evine. Herkesle okadar güzel ve içten ilgileniyorduki bu kadın….

Zehra hanım ve eşinin hastalığının yanında vicdan azabıylada başbaşaydı artık… Seneler önce hor gördüğü, dışladığı, işkenceler ettiği, kömürlüğe kiltleyip aç bıraktığı kızına karşı öyle vicdan azabı duyuyorduki. Sabahlara kadar

-“Kızım Seher affet babanı… Ne olur kızım. Ne olur gel… Sözümü tutmak… Seni lunaparka götürmek istiyorum…. Bilsen öyle pişmanımki-” diye tekrarlayıp duruyordu yarım yamalak konuşabildiği kadarıyla … Bir gece yine sayıklaması koridorları inletirken, Müdüre Fulya hanım odalarına gelmiş ve Zehra hanıma dertlerini sormuştu…

-” Senelerdir ararım Seherimi kızım… Tek bir iz olmazmı? Yok işte… Şu ciğerlerimden biri yanıp kavrulmultur belkide yavrumun hasretiyle ağlamaktan… Bizim herif te yaptıklarının vicdan azabını çekiyor işte…kızım bir gelse onu lunaparka götürsem diye senelerdir feryat eder durur. – “deyince Fulya hanımda bu hikayeyi gözyaşlarıyla dinlemişti… Ve sıkı bir araştırma yaparak belkide kızlarını bulabikeceğini söyledi Zehra hanıma… O an Celal beyin kendisine yalvarır bakışları içini eritmişti…

Tam bir hafta hiç durmadan iz sürdü Fulya hanım. Her kurumda didik didik araştırmalar yaptı… Ve bir haftanın sonunda titreyerek kendi evinden aradı huzur evini ve Zehra hanım ve kocasının kaldığı odaya bağlamalarını istedi telefonu. Zehra hanım telefona geldiğinde duyduğu sözlerle ikiside ağlamaya başladılar…

-“Müjde efendim. Kızınız Seher’i buldum. Yarın sabah size getireceğim” – dediğinde Celal bey hıçkırıklarla ağlamaya başladı… Sabah ezanında uyandılar. Yemekçi kadının getirdiği kahvaltıya dokunmadılar bile. Gözleri kapıdaydı… Bir sast sonra kapı açıldı..

Ve içeriye Fulya hanım girmişti…Fulya hanımın saçlarındaki annesinin kendisine, kendisininde kızına hediye ettiği tokkayı gördüğünde titremeye başlamıştı Zehra hanım…O an Celal beyinde gözleri Fulya hanımın kolundaki misket büyüklüğünde bene takılmıştı.

Fulya hanım buğulu sesiyle konuşmaya başladı sonra.

-“Şuan dizlerim titriyor inanın… Ailemin bana aklım erdiğinde anlattığı ve uzun yıllardır aradığım ailem sizmişsiniz efendim. Siz beni bulamayasınız diye ismimi değiştirmişler meğer. Defalarca baktım dosyalara. Herşey açık net ortada. Siz benim ailemsiniz-” dediği an bir çığlık kopmuştu odada… Celal bey hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı o an…Zehra hanım belki bir saat kızına sarılarak ağlamıştı… Celal beyin ise pişmanlıktan gözü hep yerdeydi ağlarken … O an hiçbirinin gözyaşı durmuyordu ki… Fulya hanım eşinin arabasının geldiğini gördüğünde pencereden, koşarak onları karşılamış yine gözyaşlarıyla iki küçük kızını da kollarına alarak anne babasının yanına getirmişti…

-“Öpün bakalım anneannenizin ve dedenizin elini-” dediğinde ikiside koşarak Zehra hanım ve Celal beyin elini öpmüştü…

-“Baba ne kadar güsel kız çocukları değilmi? Bu güzel kız çocukları sevilmezmi? -” diye soran Fulya hanım ve Celal bey, o dayaklarıda, kömürlüğüde, aç ve sevgisiz yatılan geceleride hatırlamışlardı… Celal koklayarak bey öptü torunlarını. Bir rüyadaydı sanki o anlar.

O günden sonra Fulya hanım anne babasını kendi evine götürsede babasının konuşması çok daha kötüleşmiş artık cümle bile kuramamaya bailamıştı. İsteklerini sol eliyle bir kağıda yazıyordu ancak … Ve sürekli kızını elinden tutup biryere çekip götürmek istiyordu…

Bir sabah dayanamadı Fulya hanım ve babasını tekerlekli sandalyesine koyup yola çıkardı….Babası ağlayarak sol eliyle ne yöne işaret etse, Fulya hanımda o yöne itiyordu tekerlekli sandalyeyi. Beş dakika sonra bir lunaparkın önğnde durduklarında ikiside titremeye başlamıştı… Celal bey kızının ellerini öpüyordu ağlayarak. Ve dönme dolabı işaret ediyorlardu… Unutmamıştı demek… Onca yıl sonra bu anı yaşamak Fulya hanımı öyle derinden etkilemişti ki. Lunaparkın görevlisinden rica ederek babasını dönme dolabın zeminine bindirdiler.Ve sonra kendiside bindi. Celal bey biran bile bırakmıyordu kızının elini. Ve dönme dolap dönmeye başladığında derin derin baktı kızının yüzüne hıçkırarak… Elindeki bira bırakmadığı kağıt ve kalemle aklından geçenleri yazmaya başladı sonra…Ve şu satırları yazdı:

-“Bunca yıl sonra yalvarıyorum ve özür diliyorum senden kızım. Ne olur affet babanı. Öyle güzel öğrettinki bana. Meğer önemli olan bir evladın erkek yada kız olması değil insan olmasıymış…Seni okadar çok seviyorum ki -”

Fulya hanım okuduklarıyla hıçkırıklara boğulmuştu. Babasına sarılırken bu yaşta dahi olsa babasından küçüklüğünde görmek istediği sevgiyi görmek, içindeki yaraları bir nebze olsun iyileştirmişti…
ALINTI

Çalışan, emekli ve memur bayram edecek!

Folik Asite İhtiyacınız Olduğunu Gösteren 7 Belirti