in

Havuzlu Köşk

Anne ve babaları öldükten sonra akrabaları tarafından dışlanan Firdevs ve Davut çatısı yer yer akan, rutubetten küf yapmış delik deşik duvarları olan bir baraka da kalmaya başlamışlardı. Kardeşinden iki yaş daha büyük olan Davut, sokaklarda kağıt ve naylonlar topluyor, sonra da onları geri dönüşüm fabrikalarına satarak ekmek paralarını kazanıyordu… Firdevs ise ağabeyi dönene kadar barakanın temizliğini ve yemek işlerini yapıyordu elinden geldiğince.

Karlı ve soğuk bir akşam sarıldıkları yorganın altında üşüme hissini unutmak için, Davut bir oyun oynamak istemişti kardeşiyle. Hayal kurma oyununda ilk hayali küçük olduğu için Firdevse bıraktı. Küçük kız gözlerini pencereye dikip, öylece düşündü biran. Sonra ise -“Çok büyük güzel bir köşkte oturmak isterdim. Yemyeşil bahçesinin ortasında bir havuzu olmalı. Geçim sıkıntımızında olmayacağı bir hayatımız olsun isterim.Sen sabahtan akşama kadar sokaklarda dolaşma güzel abim. Orda mutlu, huzurlu yaşayalım-” deyince Davut kendi hayalini söylemedi bile…

-“Senin hayalin çok güzelmiş. Benim kurmama bile kalmadı. Bak için sıcacık ısınıverdi benim güzel meleğim-” demiş ve sarılmıştı kardeşine. -“Ama hayal işte. Ne yaparsak yapalım öyle bir hayatımız olmaz bizim. -“diye söylenen kardeşinin ağzını eliyle kapayıp susturmuş,-” Sana söz veriyorum. Bir gün o çok istediğin havuzlu köşkte yaşatacağım seni… – “demişti. Ve bir hafta boyunca Firdevs her akşam hayalini yeni baştan heyecanla anlattı ağabeyine.

Mutlu oluyorlardı o bunları anlatırken… Bir kaç gün sonra bakkala veresiye borçlarını ödeyebilmek için, ilk defa kardeşini de yanına aldı işe giderken.. O gün birhayli kağıt ve naylon toplamaları gerekiyordu çünki. Yoksa mahalle bakkalı veresiyeyi kesecekti…Lapa lapa kar yağan o gün akşama kadar işlerini görecek kadar kağıt toplamak için çırpındılar adeta. Firdevs son çöp kutusundada kağıt bulmak için iyice bakarken, akşam karanlığında ansızın acı fren sesiyle bir taksi çöp kutusuna vurmuş ve küçük kızıda kanlar içinde metrelerce ileriye savurmuştu… Hastahaneye götürdüklüklerinde, Davut doktorun söyledikleriyle beyninden vurulmuşa dönmüştü.

Kardeşi kazadan aldığı darbelerle göremez ve yürüyemez olmuştu. Ve hayatı boyunca bu durumun böyle devam edeceğini söylemişti doktor. Hayat birkere daha sillesini vurmuştu iki kardeşe…Davut kardeşini bir tekerlekli sandalyeyle barakalarına götürdü gözyaşlarıyla. Artık hayatları daha zor bir hal almıştı. Hasta ve bakıma muhtaç kardeşiyle ilgilenebilmek için Davut artık günde sadece bir iki saat işe çıkabiliyordu.Gözleri görmeyen ve yürüyemeyen meleği Firdevs için elinden gelen herşeyi yapmaya çalışıyordu zavallı çocuk… Ve aradan tam on beş yıl geçmiş Firdevs ilk günlerinde çok ağladığı ve üzüldüğü durumuna alışmıştı artık.Ağabeyi işten gelene kadar sessizce bekliyor, o gelince dünyası huzura kavuşuyordu…

Yine böyle ağabeyini beklediği bir gün Davut heyecanla, mutluluk çığlıkları atarak girdi kapıdan içeriye.-“Bitti meleğim.Artık zenginiz.Bugün yolun kenarında bulduğum bir çantayı açtığımda içinin parayla dolu olduğunu gördüm.Elbette harama el uzatmayıp polise götürdüm.Polis adamı buldu.Adam meğer çok ama çok zenginmiş.Çantasını ona götürdüğüm için çok mutlu oldu.Ve bana çok büyük bir miktarda para verdi ödül olarak.

Yarın dilinden düşürmediğin o havuzlu köşke taşınıyoruz-“deyince dünyalar Firdevs’in olmuştu.Meleğinin sevinç çığlıklarıyla gözyaşlarını tutamamıştı.Bu nasıl sevinmektir böyle.Belki yüzlerce defa teşekkür etti ağabeyine.O gece heyecandan uyku girmedi gözüne.Ertesi gün Davut bir taksi çağırmış ve kardeşini taksiye özenle oturtarak yeni köşlerine götürmüştü…Ağabeyinin anlattığına göre kocaman biryerdi burası.Girişteki salonda piyano dahi vardı.En havadar odaya yatırmıştı kardeşini .ALLAH’ım nasıl bir mutluluktu bu. İçi içine sığmıyordu Firdevs’in.Bahçede havuza dökülen suyun şırıltısını odasından dinlerken bir başka huzur dolmuştu içine…

Evlerinde ağabeyinin anlattığına göre küvet ve şömine dahi vardı.Yattığı yerden bunların keyfini süremesede,hayallerinin içinde olmak dahi yetmişti Firdevs’e…Davut tüm bu güzellikleri kendilerine hediye eden, Hikmet beyide tanıştırmıştı kardeşine.O güzel yürekli insan gittiğinde, Firdevs hıçkırıklarla sarıldı ağabeyine.-“Seni çok seviyorum canım abim.Teşekkür ederim bana hayalimi yaşattığın için-” demişti gözyaşlarıyla.Davut ise saçlarını okşadığı meleğim diye seslendiği kardeşine, – “Teşekkür etme.Ağabeyler kardeşleri mutlu olsun diye herşeyi yaparlar-” demişti.Davut kardeşine bakabilmek için evlenmemiş ve ona iyi davranmaz belki diye koskoca köşke hizmetçi dahi tutmayıp, kardeşinin tüm hizmetini kendi görmüştü hayat boyu.Böylelikle uzun yıllar geçmiş ve artık ikiside yaşlanmıştılar…

Davut o sene küçük krizler geçirmiş en sonunda ani bir kalp kriziyle vefat etmişti.Firdevs belki bir saat bağırdıktan sonra hiç tanımadığı komşularına duyurabilmişti sesini. Cenazeden hemen sonra,Firdevs’i huzur evine götürmek için gelen görevliler, onu yıllarca durduğu odadan çıkarıp,sedyeyle arabaya götürürlerken, heyecanla görevlilerin kolunu tuttu ve – “Bu köşk bana abimin emanedir.Lütfen kapıyı sıkıca kilitleyip anahtarını bana verirmisiniz? -” diye seslenmişti. O an görevli hayretle baktı yaşlı kadına.Kör ve yürüme engelli olduğu kendilerine bildirilmişti ama, ateşi varmı diye de kontrol etti.Hayır gayet sağlıklıydı bunları söylerken.Sonra önünde durdukları eski ve harabe eve bakıp-” Burası köşk değil efendim.

Harabe bir bina.-“dedi görevli. -” Peki önünde havuzda yokmu? Ya önündeki bahçe.Salondaki piyano ve şömine?-“diye sorunca, görevli, -” Binanın önünden çamur renginde küçük bir dere geçiyor.Evin içinde ise,ne şömine, nede piyano vardı.Sadece bir köşede eski kırık dökük bir küvet gördüm… – “deyince yaşlı kadın herşeyi anlamıştı.Görevlinin elini gözyaşlarıyla sıkıca tekrar tutup,-“Bilirmisin oğlum?Abiler kardeşlerini mutlu etmek için ellerinden geleni yaparlar.Benim abim hayatı boyunca benim mutlu olmam için elinden ne geliyorsa yapmış meğer…

Hamile köpeği öldürüp traktörün arkasında sürükledi! Feci anlar anbean kaydedildi

~ÇİÇEK~