in

Nur topu gibi gelmiştik dünyaya hepimiz.

Nur topu gibi gelmiştik dünyaya hepimiz.
Kimimiz göz bebeğiydik,
hasbelkaderdik belki kimimiz…
Zaman suladı boyumuzu, huyumuzu…
Pürüzsüz bir ten,
biçimli bir beden,
kimi zaman gülen, lay lay lom eden,
kimi zaman bizi şekillendirenlerin arasında debelenen,
kimi hünerli, kimi acemi elden çıkmış
danteller ve oyalarla süslenenen bir “BEN” olduk…
Her yaşantı, çizgilerle gölgeler oluşturdu sonra…
Her köşe başını, her kapı numarasını gördük…
Kah yağmura tutulduk apansız, kah yandık kavrulduk…
Kah sıtma nöbetlerine tutulduk
üşütmez dediğimiz havalarda,
kah dolunun, tipinin gazabıyla vurulduk.
Her başarıda biraz daha güvendik kendimize;
her yenilgide biraz daha bilendik olana bitene,
bazen de birilerine…
Her düşüşümüzde,
ayağa kalkabilmenin bu kadar haz vereceğini bilmeden acılarla kavrulduk.
Kah sarıldık, kah küstük “CAN” dediklerimize…,
Kah derin susuşlarla mıhlandık âna, kah olabildiğine kustuk…
Kah boyumuzun en uzun gölgesi kadar şahlanışa kalktık,
kah pustuk…
Uzaklaştık ara sıra insanlardan ve yaşamdan,
kendi sert kabuğumuzun altında taht kurduk.
Sonra affetmeyi öğrendik, içimizdeki küçük “BEN” i daha fazla üzmek istemediğimizden;
ki “BEN”, o “BEN” değildik.
Adına yaş dedikleri yıllanmış bir kamburumuz vardı.
Kamburumuzu sevmeyi öğrendik.
Küstüğümüz, kustuğumuz, pustuğumuz ne varsa
hepsini dünlerde bırakmayı öğrendik;
ki “BEN” , o “BEN” değildik.
Misafir şekerimiz hazırdı,
gelecek olan da nasıl olsa bitecekti/ gidecekti…
Ömrün kalanında,
kalandan gelecek her ne varsa kabullenmeyi öğrendik;
ki “BEN”, o “BEN ” değildik.
En çok güvendiğimiz mutlulukların tokatlarının acısı çoktan geçmişti.
küçük mutlulukları mayalayıp, gönül dolusu doymayı öğrendik;
ki “BEN” , o “BEN” değildik.
Ömrün üç günlük değil, an kadar olduğunu,
ve o anları, bazen çiçekle böcekle,
bazen kediyle köpekle,
bazen hiç tanımadığımız insanların
selamlaşmalarıyla, kısa sohbetleriyle çiçeklendirmeyi öğrendik;
ki “BEN” , o “BEN ” değildik.
Bakışlarımızda bir pırıltı varsa/kaldıysa
uzak umutlara değil, yaşamaya dair olduğunu,
iradesiz tanıştığımız yaşamda, iradeli yürümeyi öğrendik;
(ayaklar “BEN” indi, adımlar da; tercih ettiği yere giderdi)
ki “BEN” , o “BEN” değildik…
Nur topu gibi geldiğimiz dünyada,
nurluğu kalmasa da şuuru giyinmiş bir iz olarak kalabilmeyi,
sevmeyi, seviNmeyi,
sevecek ve sevinecek bir şeyler bulabilmeyi,
ve her şeye rağmen,
sevmeyi,
gülümsemeyi, gülümsetmeyi,
bunların, her derde deva nasıl etkili bir ilaç olduğunu bilmeyi öğrendik;
ki “BEN” , o “BEN” değildik…
Yaşamın, yaşadığımız zaman kadar değil,
mutlu olduğumuz anlar kadar olduğunu öğrendik;
ki “BEN”, o “BEN” değildik…

Hostesler Yolcuları Karşılarken Neden Ellerini Göstermezler

Görme engelli vatandaşa tekme tokat saldırı! ‘Beni delik deşik edeceğini söylüyor’