Öğrencilerin Gözü
Öğrencilerin Gözü

Canımın oldukça sıkkın olduğu mutsuz bir okul gününün son ders çıkışı öğrencilerimden biri elime minik bir kağıt tutuşturdu. Ne yazdın diyemeden de yanımdan hızla uzaklaştı. Eve doğru yürürken buruşturulmuş bu kağıdı cebimden çıkardım. Söyleyemediği bir sorununu yazmıştır diye düşünerek kağıttaki eciş bücüş yazıyı okumaya başladım. “Bu kadar mutsuz olmayın sizi çok seviyorum” notu gözlerimin yaşarmasına neden oldu.

Koca bir gün kendi iç sıkıntımı sınıfa yansıtmış, yüzüm gülmemiş ve yaptığım işten keyif almayarak günü geçirmiştim. Bu minik ama kocaman el beni sarsmaya yetmiş de artmıştı. Bu deneyim, bizi sınıfta gözleyen, önyargılardan kurtulmuş, gerçekçi, ne istediğini ifade edebilecek onlarca gözden neden yararlanmadığımızı düşündürdü.

Ertesi hafta sınıfta tüm öğrencilere birer boş kağıt dağıtarak benim hakkımda ne düşündüklerini yazmalarını istedim, yazılacakların bana ayna tutmasını istediğim için de kısa bir açıklama yaptım: “Bana yazacaklarınızı okuduğumda umarım sınıfta daha iyi bir öğretmen olmamı sağlayacak ipuçları bulabilirim.” Bu kısa açıklama cümlesi etkili olmuştu, kağıtlarda sizi seviyorum cümleleri gibi öznel yargılar yerine, “bazen hep aynı kişilere söz hakkı veriyorsunuz” gibi beni geliştirecek yorumlar gelmeye başlamıştı.

Çalıştığım okulların birinde öğretmen değerlendirmeleri profesyonel bir sistemle yapılıyordu. Değerlendirme yapılacak saatte sınıfa öğretmen değil yönetici giriyor ve öğrencilere derslerine giren tüm öğretmenlerle ilgili optik formu olan bir değerlendirme kağıdı veriyordu.

Öğretmenler bu formda, adil olmak, derse zamanında başlamak, dersi görsel araçlarla zenginleştirmek, farklı öğretim yöntem ve teknikleri kullanmak, esprili olmak, güven vermek, anlattığı konuyu iyi bilmek vb. gibi ölçütlerle değerlendiriliyorlardı. Öğrencilerin algısına bakılan bu anket sonuçları daha sonra öğretmenlerle paylaşılıyordu.

Öğretmenlerden biri anket sonuçlarını aldıktan sonra öğretmenler odasında dert yanıyordu: “Yok artık, neymiş mizahi yönüm güçsüzmüş, bu çocukları anlamak mümkün değil, ben derste hep şakalar yaparım.

” Bu dert yanma aynada yansıyanı görmek yerine geri yansıtmaktı ve geri yansıtmanın da hiçbir yararı yoktu. Gerçekten de dert yanan bu öğretmen, öğretmenler odasında şen şakrak ve çevresini güldüren biriydi ama durum şu ki öğrencinin algısı bu değildi.

Öğrencilerin algısını doğru değerlendirmek çok daha değerliydi. Biz sınıfta adil olduğumuzu düşünürken öğrencilerin çoğu böyle düşünmüyorsa bu sonucu doğru değerlendirmek sınıftaki bize katkı sağlayacaktır.

Öğrencilerin gözünden kendimizi görmek sadece kendimizi değerlendirmek için değil, aynı zamanda sınıftaki atmosferi doğru okuyarak sınıf yönetimimizde değişiklikler sağlayacağı için çok değerli olabilir. Böylesi bir değerlendirmenin sonrasında sınıf yönetim tarzımızda, öğrencilerden gelen geri bildirimlerle değişiklik olduğunda öğrenciler kendi geri bildirimlerinin bizler için değerli olduğunu fark edeceklerdir. Bu durum, size saygı duyuyorum demenin farklı bir biçimidir.

Müjdat Ataman

Okul Müdürü

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here